 | Muse Blue Jean Röportajı ....................................................................
 Muse Blue Jean Röportajı
Muse elemanları tembelliklerinden hiçbir şey kaybetmediklerini H2000'de de
gösterdiler bize; sağolsunlar . Kendileriyle, sahne alacakları 30 Haziran
gününün öğle saatlerinde, soundcheck sonrası backstage'de röportaj yapacaktık.
Ama İstanbul Promotions organizasyonuyla geldikleri ilk seferden tecrübeli
olduğumuz için, grubun illa bi enteresanlık yapacağından emindik, öyle de oldu
tabe. Grup, röportajın ve soundcheck'in yapılması gereken saatleri otelde
Brezilya-Almanya final maçını seyrederek ve yayarak geçireceğini açıklayınca,
bize de festival alanında buharlaşmak düştü. Röportaj gece 01:00 civarı, grup
sahneden indiğinde gerçekleşti.
Beni hatırladınız işallah, geçen sefer muhabbetinizden pek memnun kalmadığımı
söylemiştim, bu kez yorgun değilsiniz umarım?
Hahaha, evet, hatırladık. Geçen sefer çok yorgunduk, o yüzden biraz kötü
olmuştu, doğru, ama bugün iyi hissediyoruz, açık hava felan...
İyi o zaman, görücez. Eee, niye burdasınız, nedir sizi ikinci kez İstanbul'a
getiren?
Aaaah, o kadar zavallıyız ki!.. Hayatlarımız çok anlamsız, o yüzden bi kez daha
geldik (Matt bu sefer tam formunda)
İlk konserle H2000 performansınızı karşılaştırın bakalım...
Bu kez bizler için daha zevkli olduğunu söyleyebiliriz. İlk konserde inanılmaz
bir seyirci ve katılım vardı ama sizin de bildiğiniz gibi mekan ufaktı. Bu kez
açık ve çok geniş bir alan var ve herkes son derece rahat takılabildi.
Neler yaptınız son üç ayda? Piyasaya yeni bir DVD sürüldü, ekranlarda ise yeni
şarkı 'Dead Star'ın videosu dönmekte, yeni bir albüm mü geliyor yoksa?
Yeni şarkılar yazıyoruz, bugün burda da çaldık bazılarını. 2002 sonlarında
stüdyoya girebiliriz. Bu durumda albüm yeni yılın ilk aylarında piyasaya
sürülebilir diye düşünmekteyiz. DVD'miz turnelerde neler yaptığımızı gözler
önüne seriyor, konser görüntüleri de var...
'Dead Star' güzel bir video olmuş, sizin her anınızı görüntüleyen arkadaşınız
çekmiş galiba onu...
Evet, önceki videolarımız çok masraflı oluyordu (bu arada Matt derdini anlatmak
için eline bir kalem alıyor ve video masraflarını masaya yazmaya ve matematik
hesabı yapmaya başlıyor), mesela 80,000 pound. Bu kez olayı 40 pound’a indirmeye
çalıştık ve becerdik de galiba. aka bir yana bu video bizi tatmin etti. Sadece
biz varız ve çalıyoruz, kısa ve öz yani.
Festivallerde sahne almaya devam ediyorsunuz bu arada...
Evet, yakında bir Amerika turnesine çıkıyoruz ve System Of A Down ile sahne
alacağız. Çok sevdiğimiz bir grup, bizim için de heyecan verici bir tecrübe
olacak.
Doğrudur, lafı uzatmadan Dünya Kupası'na geçelim isterseniz, tıpış tıpış evinize
gittiniz, bizim durumumuz malum, ne diyeceksiniz
Chris: Eeee, genç bi takım, uzun bir aradan sonra ilk kez böyle bir şans
yakalıyorlar, oldu işte, hahahahaha!
Hadi canım, bizim şansızlığımız Brezilya'yla iki kez oynamak zorunda kalmaktı, o
son maçta bize İngiltere düşseydi kesin alırdık maçı...
Siz de Brezilya'ya yenildiniz, biz de, uzlaşalım işte
Burdan sonra muhabbet iyice komikleşti ve geyiğe döndü. Özlem Matt'e yaklaşıp
patlattı, gerçekten ölü insanlar görüyor musun?
Aaa, Kerrang röportajı değil mi? Kapak spotunda ilginç dursun diye abartıyorlar,
hikaye farklı tabi. Annem cadı tahtalarına meraklıydı, ben de bu yüzden bu tip
meselelerle ilgili oldum hep, durum budur.
Absolution" ile yılın albümlerinden birini hayatımıza sokan Muse'dan Chris ile,
albümün kaydedildiği günlerden başlayıp bugüne gelen bir röportaj yaptım. En
sevdiğim Muse üyesinin İstanbul hakkında söyledikleri bir hayli ilginçti.
Üstelik, Chris'in buradaki fan'ları için bir de sürprizi vardı.
Şu sıralar neler yapıyorsunuz, anladığım kadarıyla Almanya'dasınız? Promosyon
turu mu?
Evet, Ekim'de büyük bir Avrupa turnesine başlıyoruz. Ondan önce gezebildiğimiz
kadar Avrupa ülkesini gezip "Absolution"a nasıl tepkiler geliyor bakalım dedik.
Dinleme partileri yapıyoruz, gazetecilerle buluşup onlara albümü dinletiyoruz ve
fikirlerini alıyoruz. Ünlü bir radyo istasyonu var, Fritz diye, oraya çıkıp altı
şarkılık bir akustik şov yaptık.
Genel olarak nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Açıkçası biz başından beri insanların albümü seveceğinden emindik. Çünkü son
derece doğrudan ve bizi gerçekten çok iyi anlatan bir albüm oldu. Şarkıların
büyük duygularla yazıldığını söylemem lazım. Çoğu da 'Origin Of Symmetry'i
izleyen turnede yazılmıştı ve bu yüzden sonsuz enerji taşıdıklarını
söyleyebilirim. Bilirsin, sahnedeyken seyirciyle doğrudan iletişime geçersin ve
onlardan enerji alırsın. O enerjiyi bu yolda yazılan yeni şarkılara akıttık. Bir
kısmını da turnede çalmıştık. Mesela 'Hysteria' turnede çalınıyordu ve çok büyük
sevgiyle karşılanıyordu. Burada da dinleme partisi yaptığımız seyirciler ve
fan'lar 'Hysteria'yı çok tuttular.
Sanırım 'Hysteria' zaten bir sonraki single olacak?
Evet, 11 Kasım'da 'Absolution' için Avrupa turnesi sürerken piyasaya verilmiş
olacak.
"Absolution"a kritiklerden iki tür eleştiri geliyor. Fazla depresif ve "pop"
olduğu yönünde. Ne düşünüyorsun?
Hayır, kesinlikle depresif değil. Çok fazla kişisel olduğu söylenebilir, bu bile
bir eleştiridir. Özellikle, Matt'in yazdığı sözler bu albümde diğerlerine oranla
çok daha pozitif. Tam anlamıyla depresifliğin karşısında hangi durum varsa
onunla yapılmış şarkılar. Belki de şarkılardaki mod sürekli değiştiği için böyle
bir fikre kapıldılar, ama o zaman da sadece depresif değil manik-depresif
olduğunu söylemeleri gerekir. Pop olduğu yönündeki eleştirilere de hep güldük.
Özellikle 'Time Is Running Out' ve 'Hysteria' müzik yapmaya başladığımız ilk
günden beri peşinde olduğumuz rock şarkılarıydı.
Albümde harika birşey var. Artık Dom ve sen de şarkılara baya karışıyorsunuz.
'Time Is Running Out'u birlikte yazdınız. Biraz bu şarkıdan ve klipten
bahsedelim mi?
Söylediğim gibi, 'TIRO' başından beri ulaşmaya çalıştığımız şarkıydı. Her şart
altında, her yerde çalabilirsin ve her seferinde farklı bir duygu verebilir,
üstelik o duygu ne olursa olsun senindir. Zaten tam olarak da sahiplenmek ve
sahip olunmak üzerine yazdık. Sound'unu çok seviyorum, tam alternatif rock!
U2'nun daha önce 'New Years Day'de kullandığı, 70'lerde çok yaygın olan retro
elektro piyanolar vardır. Hep o piyanoya uygun birşeyler yapmak isterdik. 'TIRO'da
onu yaptık ve akustik kaydettikten sonra efektler ekledik. Klibini de seviyorum
bunun, 'Dr Strangelove Or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb'dan
esinlenilerek tasarlandı. Üçümüz de Stanley Kubrick hayranı olduğumuz için
değişik ve güzel tecrübeydi.
Peki tam olarak senin içine sinen bir albüm oldu mu? Dom'un ve Matt'in ne
düşündüğünü bir kenara bırakacak olursak
Evet, kesinlikle. Bir kere bu albüm hem sözler açısından hem de sound olarak çok
sert. Sert müziği her zaman için tercih ederim. Londra'da izole bir stüdyoya
kapandık, arada Dublin'de ve Los Angeles'da kayıtlar yaptık. Açıkçası izole
edilmişlik duygusu ve gizlilik stüdyoda bize rahatlık veriyor. Bir yerde
kilitlenmek ve tek şeye hem düşünsel hem duygusal olarak kanalize olmak iyi
sonuç veriyor. Kayıtlar gergin geçmedi. İyi bir ekiple çalıştık. Bir de en
önemlisi yollarda geçen onca zamandan sonra nefes almak gibiydi. Kritiklerden
uzak durduk. Müzik zevk için yapılır, müzik insanların duygularına hitaben
yapılır gibi parlak ama çok basit motto'ları benimsedik. "Absolution"ın
kayıtları eve dönmek gibiydi. Bu albümü sevmemdeki en büyük neden bu.
Bu sertlik meselesi tam olarak nedir? O açıdan "Absolution"a etki eden en önemli
unsurlar nedir?
Büyük oranda prodüktörümüz Rick Costey'in böyle bir sound elde etmemizde katkısı
var. Bilirsin, çoğu prodüktör stüdyo donanımı ile öyle bir bütünleşir ki
müzikteki duyguyu, ruhu kaydeder. Bu handikapı Rick baştan aşıyor. Aslında ilk
iki albümde de, özellikle 'Origin Of Symmetry'de sert bir sound var. Bu da çok
fazla sert müzik dinliyor olmamızdan kaynaklıyor sanırım. Albüm yaparken böyle
şeyleri çok fazla düşünmüyorsun. İyi hissediyor muyum? Evet. Kötü hissediyor
muyum? Evet. Nasıl hissettiğimi albüme yansıtabildim mi? İşte buna bakıyorsun.
Şarkıları bu duygu yapar diye düşünüyorum.
Sound bir yana, sözler de oldukça sert "Absolution"da. Kaydedildiği dönemle
ilgisi olabilir mi? Afganistan ve Irak'daki savaşlar patlak vermişti o dönemde.
Ya da gerçekten Londra'daki izole stüdyonuzda böyle şeylerin farkında olmadan mı
kaydettiniz albümü?
Farkında olmamak gibi birşey söz konusu olamaz. Londra'da zaten savaş karşıtı
gösteriler kapımızın önünde yapılıyordu. Dublin'e gittiğimizde oranın gündeminde
de savaş vardı. İstersen Japonya'ya git, orada da aynı şey vardı. Savaş ve
politika şarkılarımızı doğrudan etkilemiş olmayabilir. Ama "Absolution"ı
dinleyen herkesin birleştiği bir görüş var ki o da albümdeki modun her saniyede
değişebildiği yönünde. Çünkü biz kayıt günlerinde öyleydik. Stüdyoda harika
vakit geçiriyorduk, sonra dışarıya çıktığımızda savaşın etkileriyle
yüzleşiyorduk ve karamsarlığa kapılıyorduk. Üstelik İngiliz vatandaşı olarak
Tony Blair, Bush'un g….ü yalarken utanç duyuyorduk. Sert söylemlerin, hüzünlü
şarkıların bu albümde daha yoğun olmasının sebebi de budur, yani savaşın
etkileri.
"Absolution" (günahların af olunması) hem Hristiyanik hem de mistik bir terim.
Bu bir acı çekiş, yakarma, haykırış anlamına geliyor. 'Sing For Absolution'da o
duygu rahatlıkla yakalanıyor. Hem albüm isminin hem de şarkının hikayesi nedir
tam olarak?
'Sing For Absolution' diğerlerinden çok farklı bir şarkı. Açıkçası bunu
yakalamana sevindim. Tam olarak yakarma içeriyor sözler. Bu şarkıda gerçekten
provoke edici, karanlık ve bence son derece gotik birşeyler var. Matt, sözlerde
kayıp aşklardan bahsedildiğini söylüyor. Uzun ve emprovize bir bölümü kapsayan
orkestrasyon var ki bence hem ustalıkla yazıldı hem de çok iyi çalındı. Günah
çıkarma seansları rahatlatıcıdır. Hemen şunu söyleyeyim, gruptaki çocuklar ya da
ben dinsel duyguları çok güçlü Hristiyanlar değiliz. Bizim için kendimizi
anlayabilmek adına dua etmek, yakarmak iyi metodlar. Matt'in bunu abarttığını
düşünmüyor da değilim. Kafası her karıştığında yakarmaya başlıyor, sonra kafası
iyice karışıyor. 'Sing For Absolution', Matt'in en büyük korkularından
bahsediyor. Absolution kelimesinin albüme isim olması da sanırım kayıtların
sürdüğü sırada bize hakim olan en güçlü duyguların korku, endişe, kaygı
olmasından geliyor.
Başlangıçta konseptüel bir albüm üzerinde çalıştığınızı duyurdunuz.
"Absolution"un öyle bir albüm olduğunu söyleyemeyeceğim. Neler oldu da fikriniz
değişti?
Aynı hikayenin üzerinde dolaşmak istemedik. Sözleri değiştirdik. Çünkü turne
sırasında şarkılar hep ardarda yazıldığı için bir birlik beraberlik söz konusu
olsa da biz stüdyoya girdiğimizde birşeyler değişiverdi. Biraz önce Matt'i de
kastederek dinsel duygularımızın çok güçlü olmadığını söyledim ama bunu şimdi
değiştiriyorum. Matt'in dinsel duyguları çok güçlü. 'Apocalypse Please' buna en
büyük örnektir. 11 Eylül'de olanların etkisinden bahsedilebilir. Olaylar patlak
verdiğinde stüdyodaydık ve bundan sonra ne olacağını kestiremiyorduk. Matt'in
dinsel duyguları o kadar güçlü ki dünyanın sonunun gelmiş olabileceğine asla
inanmıyordu. Bu şarkıyı olaylar olmadan önce yazmıştık, ama albümün geri kalan
kısmını da bu şarkı etkiledi. Diğerleri hep 'Apocalypse Please'e bir tarafından
bağlı olarak oluştular. Onun etkisinde ve ona tepki olarak. Herkesin zaman zaman
hissettiği aşırı kaygı hakkında bu şarkı konuşuyor mesela. Bilirsin, insanlar
çılgınca şeylere inanır. Sahte peygamberlere inanırlar, kahinlerin şiirlerini
kendi dilediklerince yorumlayıp dünyanın sonunun geldiğini söylerler. Diyelim ki
bu albümün bir konsepti var, o zaman bu konsept kesinlikle 'her şey sona erer,
her şey biter' diyor. Ama bir yandan da bitişlere karşı koyuyor.
Bu kadar ünlü olup da dünyayı gezmeye başladıktan sonra başınıza gelen en tuhaf
şey nedir?
Rusya! Neredeyse bir yılı geçti ama unutulacak gibi bir tecrübe değildi. Bir
festivalde headliner olmak için gittik, sonra o festivalde çalan tek grup
olduğumuzu gördük. Garip garip yerlere gittik. Müzikten çok yarışmalara katılıp
beleş votka içmeye gelen insanların gittiği yerlere. Bizi underground rock çalan
bir yere götürdüler. Gerçekten de underground'dı! Etraftaki herkes eroinmandı
sanki, herkes iğne yapıyordu ve yerlerde kullanılmış iğneler ve
prezervatiflerden oluşan bir çöp yığını vardı.
Matt de bundan resmi web sitenizde bahsetmişti. Rusya'da bir bayandan feci bir
hediye almış Biraz bahseder misin?
Hahah, şu resimden mi bahsediyorsun? Konserden sonra soyunma odasına gitmeye
çalışıyorduk, onlarca piskopat kadın kapının önünde durmuş bizi bekliyorlar. Bir
tanesi diğerlerini resmen yararak kendini Matt'in önüne attı ve devasa bir
yağlıboya tabloyu ona uzattı. Uzun süredir bu tablo üzerinde çalışıyormuş.
Matt'i çizmiş, çıplak olarak. Kafasında kuşlar uçuşan çıplak Matt! Şeyinin orada
da parlayan bir kalp var, hahah.
Turnelerde böyle absürd şeyler yaşıyor musunuz çok? Çok fazla olduğunu
söyleyemem. Ancak absürd insanların yaşadığı absürd yerlere gittiğimizde böyle
şeyler oluyor.
Yılın geri kalan kısmı için planlarınız nedir?
Turne! Büyük bir Avrupa turnesi. Ne kadar süreceğini şimdiden kestiremiyorum.
Ekim'de başlıyoruz ve çok fazla kente gideceğiz. Arada DVD'lerin de yer aldığı
single CD'ler yayınlayacağız. Önümüzdeki yıl Amerika turnesine çıkmayı
düşünüyoruz. Orada Maverick Records'a bağlıydık, ama ayrıldık ve şimdi yeni bir
sözleşme yapmak için yollar arıyoruz. Bence bir grubun kendisini tanıtmak için,
ya da şöyle söyleyeyim, kendisini anlatmak için en iyi metodu turneler olmalı.
Bu bir yandan da benim keşfettiğim birşey değil, bu işin gayet iyi bilinen bir
kuralı. Maverick'le yollarımızı ayıran da bu oldu. Biz onlara her seferinde
'bakın bizi anlıyor musunuz, ne yapmak istediğimizi anlıyor musunuz' diye dil
dökmekten çok yorulmuştuk. Onların derdi hit şarkılar çıkarıp albümler satmak.
Bu bizi bir yere kadar ilgilendiriyor. Bizim için önemli olan 'Muse konseri
varmış' duygusunu insanlara yaşatmak. Fan'larımızla böyle buluşmalar
gerçekleştirmek. Yoksa albümlerimiz bilmem kaç milyon kişinin evine girmiş,
dinlemişler ve beğenmişler, ama bunu bizimle paylaşamadıktan sonra o duygu yarım
kalmaz mı? Birilerinin bir yerlerde, sahnede Muse'u görmek için heyecanlandığını
bilmek bizi ayakta tutuyor özetle.
Konserleri bu kadar önemsediğine göre, Muse olarak verdiğiniz ilk konseri
anımsıyor musun?
Elbette, verdiğimiz ilk gerçek konser bir genç yetenekler yarışmasındaydı.
Oradaki tek gerçek rock grubu bizdik. Diğerleri pop ya da o sıralarda çok
revaçta olan pop-funk şarkıları çalıyordu. Oradaki en iyi müzisyenler, ya da en
yakışıklı çocuklar olmadığımız için kazanmak konusunda tek iddiamız yoktu.
Yapabileceğimizin en iyisini yaptık, oradaki tek farklı grup olmanın avantajını
kullandık, sahneye makyajla çıktık, çok agresif davrandık, sahnedeki her şeyi
kırdık. Ve kazandık! O konser Muse için dönüm noktasıdır. Kafaları değiştirmek
gerektiğini o konserde anladık. Kaybetmeyi bekledik, çünkü kötü çalıyorduk ama
oradaki jüri ve bizi harika hissettiren seyirci müzikte her şeyin teknik
olmadığını anlamamızı sağladı.
Maverick daha önce de sorun çıkarmıştı sanırım, 'Origin Of Symmetry'nin
yeterince ticari olmadığını söyleyerek Amerika'da yayınlamayı reddetmişlerdi.
Yanılıyor muyum?
Bu doğru. Ve bizden albümü yeniden kaydetmemizi istediler. Onlara s.ktirin gidin
dedik, onlar da bize s.ktirin gidin dediler. Amerika turnesi iptal edildi.
Turnelerde çok kavga ediyor musunuz?
Başlarda çok kavga ediyorduk, sonra odalarımızı ayırdık. Birlikte TV ya da DVD
seyretmeye bayıldığımız için aynı odada kalmanın iyi fikir olduğunu düşünmüştük.
Birlikte seyretmeye bayıldığınız TV dizileri, filmler hakkında neler
söyleyebilirsin?
Biz Prisoner fan'ıyız! 70'lerin kült dizisi. En son DVD setini alıp birlikte
seyrettik. Bu tür ortak zevkler bizi felsefeci yapabilir. Oturup saatlerce
Prisoner hakkında konuşup bir şeyleri çözmeye çalışıyoruz.
Şu konser heyecanına dönelim. Aynı heyecanı Türkiye'de yaşayan çok fazla insan
var İki kez geldiniz ama kesmedi. Yeniden gelmek gibi bir planınız var mı?
Evet, kesinlikle var. Sonbaharda mümkün görünmüyor, bu durumda önümüzdeki yıla
kalıyoruz. Daha önceki iki konserimizde harikaydı, fan'lar harikaydı ve evet,
haklısın bizi de kesmedi. O iki konser ödül gibiydi.
Bu durumda Türkiye'deki Muse fan'larına mesajın vardır mutlaka?
Evet. Hmmm. Nasıl anlatabilirim? Orada sizinle karşılaşmak harika bir duyguydu
ve tam anlamıyla sürprizdi. Çok iyi hissetmiştik. O hissi yeniden yaşamak için
yeniden geleceğiz. Biraz zaman alabilir ama bunu asla es geçmeyeceğiz.
Nasılsınız dün geceden sonra? İyiyiz, iyiyiz (birbirlerine bakıyorlar ve
birşeyler bildiğimi düşünerek utanıyorlar, özellikle MAtt)
-İstanbul hakkındaki ilk izlenimleriniz neler, dün gece rakı içtiniz mi bari?
Hııımm, evet, güzel, rakı içtik, değişikti. (Dom rakı içmiş, Matt kırmızı
şaraptan başka içki tanımadığı halde rakıyı da denemiş)
-Tüm dünyayı dolaştınız neredeyse, şimdiye kadar gezidğinizyerlerden hangisi en
favoriniz, bir de en favori seyirci hangi memleketteydi?
Türkiye (Resmen -kehkeh- şeklindeler, cumartesi gecesini düşünüyorlardı
muhtemelen). -Matt burda ciddileşiyor- Moskova'yı hatırlıyorum. Fanlar
gittiğimiz her yerde buluyorlardı bizi, çok şaşırtıcıydı. Röportajları bile
nerde yapacağımızı öğrenmişler ve gelmişlerdi.
-Dün basın toplantısı çok utanç vericiydi, ne düşündünüz, epey sıklıdınız
herhalinizden belliydi, Matt, sen sürekli yazıyordun zaten?
(Acaip kasıldı, çok ciddi) Yoo hayır, hiç sıkılmadım aslında (yalancı). İlk kez
gittiğimiz yerlerde hep böyle olur, basınla ilk karşılaşma bir de. İki tarafın
da birbirine bir süre bakakalması çok doğal.
-Yine basın toplantısında geçiştirilen bir nokta var; groupie'ler Haberiniz
olmaz dediniz ama Fransız ve Japon kızlarıyla ilgili hikayeleri duymuyor
değiliz, hala sızı şaşırtmaya ve çılgın teklifler sunmaya devam ediyorlar mı?
(Chris ve Dom gülüyorlar ama Matt ağlayacak neredeyse) Hayır, hayır!
-Tamam (üzerlerine gitmiyorum, çıt yok çünkü). O zaman olaya müzikal açıdan
yaklaşalım, dün gece gittiğiniz barda canlı müzik vardı, nasıl eğlendiniz mi
peki?
Aaah, evet, bir grup çalıyordu, hatta 'Plug In Baby'i çaldılar, bu çok acaip
bişey...
-Artık yeni bir signle daha yayınlamayacaksınız inşallah "Origin Of
Symmetry"den, hıı? Bana her ay yeni bir video çekiyormuşsunuz gibi geliyordu.
İlk kez İstanbul konserinde çalacağınız iki şarkı olduğunu söylemiştiniz, nedir?
Öyle mi düşünmüştün, hahaha! Evet, çekmeye devam edeceğiz Atina konserinde de
ilk olarak onların duyduğu iki şarkı çalmıştık, İstanbul'da da orda çalmadığımız
ve ilk kez Türk seyircisinin duyacağı 3 şarkı çalacağız.
-Hazırda yeni şarkılarınız olduğuna göre yeni albüm hakkında biraz tüyo
verebilirsiniz sanırım. İkinci albümde asıl yapmak istediğinizi yapmış velive
tadındabir sound yakalamıştınız, yeni albüm için belli bir konsept var mı?
Aslında cevap hep aynıdır ama gerçekten de oturup düşünüp önceden karara
bağladığımız birşey değil bu. Yani yeni albüm nasıl olsun diye düşünmüyoruz.
Zaten turnelerde bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkıyor bazı şeyler. Yeni
albüm için de aynı şey geçerli olacak.
-Marilyn Manson'ın 'Tainted Love' single'ında sizin de bir şarkınız var, nedir?
Nasıl geliştiği hakkında hiçbir fikir sahibi olmadığımız bir konu, gerçekten.
The Smiths cover'ı yaptık, 'Please Please...' şarkısını yorumladık, iğrenç oldu,
hahaha! (aralarında fikir birliğine varıyorlar bu noktada) Evet, kesinlikle, çok
ucuz, iğrenç bir yorum!
-Neler dinliyorsunuz şu sıralar?
Belçikalı bir grup var, Millonaire diye, duydun mu? Onları çok tutuyorum (cevap
davulcu Dom'dan geliyor, Matt de onaylıyor). Hala Rage dinliyoruz. The Hives da
fena değil (bu da Matt'in yorumu).
-Biletlerin bir hafta gibi kısa bir sürede tükendiğini biliyorsunuzdur herhalde?
Nasıl bir seyirci bekliyorsunuz?
Hayır, bilmiyorduk, kasıcı bir durum (soruyu Matt'in cevapladığını kasılma
olayından anmışsınızdır). Soundcheck'te bile kastım,hala nasıl sahneye çıkıp
konser verdiğimi bilmiyorum, bu çok utanç verici bir durum! (yine katılıyorlar
gülmekten)
-Birşeyler eklemek isteyen?
(Promo yapın diye kendilerine tembih edilmiş gibi hep bir ağızdan davranıyorlar)
Yakında live bir Muse DVD'si piyasaya sürülecek, haberiniz olsun.
-İyi şanslar o zaman, bekleyip göreceğiz.
|